"Beni dinleyin! Bu mahallede herkes kendi kuralını koyar, kendi yolunu çizer. Ama benim tek bir kuralım, tek bir çizgim var. Hatun da benim, kanun da benim! Gül benim helalimdir, gerisi sadece laf-ı güzaftır!"
Erhan klarnetini kaptığı gibi Gül’ün evinin önüne gitti. Derin bir nefes aldı ve çalmaya başladı. Bu seferki ne neşeli bir Roman havasıydı ne de sıradan bir hüzün. Bu ezgi, adeta bir meydan okumaydı. Klarnetinden dökülen her nota, mahallenin dar sokaklarında yankılanarak herkesi pencerelere döktü. Romantik Erhan Hatunda Benim Kanunda
O geceden sonra mahallede kimse o kuralı çiğnemeye cesaret edemedi. Romantik Erhan, aşkını kendi kanununa bağlamış ve o kanunu tüm dünyaya kabul ettirmişti. "Beni dinleyin
Gül, pencereye çıkıp perdeyi araladığında Erhan gözlerini onunkilere dikti. Klarnetini bir anlığına indirdi ve herkesin duyabileceği o gür, ama sevgi dolu sesiyle bağırdı: Hatun da benim, kanun da benim
Bir akşamüzeri mahallenin kahvehanesinde toplanan gençlerin arasında bir fısıltı dolaşmaya başladı. Mahallenin ağır abilerinden biri Gül’e göz koymuş, ona haber göndermişti. Bunu duyan Erhan’ın gözü döndü. Ama o kavga adamı değildi; o, sözünü sazıyla, hissini nağmesiyle söyleyenlerdendi.
Gül, mahallenin en güzel, en deli dolu kızıydı. Ne zaman sokağa çıksa sanki zaman durur, rüzgar onun adını fısıldardı. Erhan ona baktığında sadece bir sevgili değil, hayatının tek gerçeğini, kendi yazdığı hayat kanununun tek maddesini görürdü.
Sokakta bir anlık ölüm sessizliği oldu. Ardından Gül’ün yüzünde güller açtı, gözleri parıldadı. Erhan klarnetini tekrar dudaklarına götürdü ve bu sefer zafer sarhoşu, coşkulu bir melodi üflemeye başladı. Mahalleli de bu aşka ve cesarete kayıtsız kalamadı; pencerelerden alkışlar yükseldi, sokağa dökülenler oynamaya başladı.